Türkiye’nin önümüzdeki bir yıl içinde vadesi gelen dış borcunun 248.1 milyar dolar seviyesine ulaşması, Selçuk Geçer tarafından ciddi bir ekonomik risk olarak değerlendiriliyor.
Dış Borç Yükü ve Kur Şoku Riski
Selçuk Geçer’e göre bu devasa borç yükü, günlük 680 milyon dolar ve saatlik yaklaşık 28 milyon dolar ödeme anlamına geliyor. Borcun vadesi geldiğinde Türkiye’nin ya ödeme yapması ya da borcu yeniden yapılandırması gerekecek. Ancak küresel piyasalarda risk algısının yükselmesi ve Amerikan tahvillerinin yüksek getirisi, borç bulmayı zorlaştırıyor.
Analiste göre borcu çevirmekten ziyade, hangi faizle çevrileceği kritik önem taşıyor. Eğer borç daha yüksek faizlerle yenilenirse, bu durum borç çevirmekten çok “tefeciye teslim olmak” anlamına gelir. Ayrıca dış finansman yetersiz kalırsa, döviz ihtiyacının rezervlerden karşılanması kur üzerinde baskı oluşturarak bir kur şoku tetikleyebilir.
TCMB Faiz Politikası ve Reel Ekonomi
Merkez Bankası’nın yüksek faiz politikasının temel amacının enflasyonu düşürmekten ziyade kuru kontrol altında tutmak olduğunu savunan Geçer, bu durumun reel ekonomiyi ezdiğini belirtiyor. TCMB tarafından uygulanan sıkı para politikasının bedelinin, yerli şirketler tarafından ödendiğini vurguluyor.
Özellikle %60 seviyelerine ulaşan kredi faizlerinin üreticiyi ve esnafı zor durumda bıraktığını ifade ediyor. Analiste göre, kuru tutmak için ödenen bu yüksek faiz maliyeti, ekonominin genelinde bir boğulma yaratıyor. Bu durumun en net izleri ise konut ve otomotiv sektörlerinde görülüyor.
Sektörel Çöküş ve Üretim Kayıpları
Konut sektöründe Ağustos ayında %17.7’lik bir düşüş yaşandığını belirten Geçer, ikinci el satışlardaki düşüşün %19’u geçtiğini kaydediyor. Yüksek kredi faizleri nedeniyle 5 milyon liralık bir evin maliyetinin 25 milyon liraya çıkması, talebi tamamen durdurmuş durumda.
Otomotiv sektöründe ise durum daha kritik görünüyor. İhracatın amiral gemisi olan bu sektörde kapasite kullanımlarının düşmesi ve iç pazarın küçülmesi, döviz gelirlerini tehlikeye atıyor. Analiste göre Türkiye, sadece borçlanarak değil, üreterek ve ihraç ederek ayakta kalabilir.
Sanayi ve Bütçe Üzerindeki Finansal Baskı
Kayseri’de 73 yıllık Orta Anadolu şirketinin kapanmasını örnek veren Selçuk Geçer, yüksek finansman giderlerinin dev şirketleri bile batma noktasına getirdiğini savunuyor. Sanayicinin yüksek faiz ve vergilerle köşeye sıkıştırıldığını, buna karşın rantçıların yüksek faizden kazanç sağladığını belirtiyor.
Devlet bütçesi tarafında ise durumun parlak olmadığını ifade ediyor. Analiste göre, son 8 ayda faiz faturası 2 trilyon lira seviyesine ulaştı. Bu durum, toplanan vergilerin halkın refahı için değil, faiz ödemelerini finanse etmek için kullanıldığına işaret ediyor.
Fon piyasasında yaşanan temerrütler ve teminat tamamlama çağrıları, finansal istikrarın pamuk ipliğine bağlı olduğunu gösteriyor.
Finansal İstikrar ve Gelecek Senaryoları
Fon piyasasında yaşanan krizlerin ardından devletin sırtına 510 milyar lira tutarında bir yük bindiğini söyleyen Geçer, bu durumun vatandaşın vergileriyle karşılanacağını öngörüyor. Analist, asıl problemin dış borç veya faizden ziyade, gerçeklerin görmezden gelinmesi olduğunu savunuyor.
Sonuç olarak Selçuk Geçer, ekonomik kolonların çatırdadığını ve rant odaklı politikalar terk edilip üretici desteklenmediği sürece daha kötü senaryoların kaçınılmaz olduğunu belirtiyor.