Türkiye’nin makroekonomik verilerindeki hızlı bozulma, Selçuk Geçer’in analizlerine göre ülkeyi büyük bir kur krizine sürüklüyor. Analist, sadece enflasyon verilerinin değil; dış borç, rezervler ve döviz mevduatlarının da kritik seviyelerde olduğunu belirtiyor.
Rezervlerdeki Erime ve Politika Hataları
Selçuk Geçer, ekonomi yönetiminin durumun kontrol altında olduğu yönündeki açıklamalarının gerçeği yansıtmadığını savunuyor. Özellikle TCMB rezervlerinin tarihi dip noktalara ilerlemesi dikkat çekiyor. Brüt rezervler 155,7 milyar dolara gerilerken, net rezervler 45,1 milyar dolar seviyesine indi.
Analiste göre asıl kritik veri olan swap hariç net rezervler ise 29,1 milyar dolar gibi oldukça düşük bir seviyede bulunuyor. Geçer, Mehmet Şimşek ve ekibinin enflasyonu düşürme ve rezervleri doldurma taahhütlerini gerçekleştiremediğini vurguluyor. Enflasyondaki düşüşün ise tartışmalı olduğunu ifade ediyor.
Vergi Tahsilatı ve Reel Sektörün Çöküşü
Ekonomik baskılar nedeniyle hem vatandaşların hem de şirketlerin vergi ödeme kapasitesinin tükendiğini belirten Geçer, devlet gelirlerinin düştüğünü savunuyor. Bu durumun yeni vergi yapılandırmalarını beraberinde getirdiğini ancak mevcut piyasa koşullarında taksitlerin dahi ödenemeyeceğini öngörüyor.
Şirketlerin ya battığı ya da yurt dışına kaçtığı bir ortamın oluştuğunu söyleyen analist, piyasanın tamamen çöktüğünü iddia ediyor. Ayrıca, konut satışlarının Mayıs ayında %31 oranında düşmesi, piyasadaki durgunluğun en somut kanıtı olarak gösteriliyor.
Dış Borç Yükü ve Kur Kırılması Senaryosu
Türkiye’nin kısa vadeli dış borcu 242 milyar dolar ile rekor bir seviyeye ulaşmış durumda. Selçuk Geçer, bir yıl içinde ödenmesi gereken bu tutarın, mevcut net rezervlerle karşılanmasının imkansız olduğunu belirtiyor. Buna ek olarak 29 milyar dolarlık cari açık ve 200 milyar doları aşan reel sektör döviz açığı finansman baskısını artırıyor.
Analiste göre, dış borçların çevrilemediği ve güven kaybının yaşandığı bu noktada, döviz talebi iç piyasada fiyatları yukarı zorlayacaktır.
Bu durumun sonucunda, doların aniden 80-90 lira seviyelerine çıkabileceği bir kırılma döngüsü yaşanabileceğini öngörüyor. Bu senaryoda döviz açığı olan şirketlerin batacağı ve vatandaşın hızla fakirleşeceği uyarısında bulunuyor.
Stagflasyon Riski ve Gelecek Beklentileri
Kur artışının yaratacağı yüksek enflasyon ve TCMB’nin piyasayı baskılamak için faizleri yukarı itmesi, Türkiye’yi tehlikeli bir döngüye sokabilir. Analist, yüksek faiz, boş rezervler ve yüksek enflasyonun birleştiği bu tabloyu “stagflasyon” olarak tanımlıyor.
Öte yandan, vatandaşların döviz mevduatlarını bankalardan çekerek yastık altına taşıması, sisteme olan güvenin bittiğini gösteriyor. Şirketlerin ise olası bir krize karşı döviz stoklarını artırması, riskin boyutlarını derinleştiriyor.
Sonuç olarak, ekonomi yönetiminin B planının olmaması ve sadece para politikalarına güvenmesi, süreci yönetilemez hale getirebilir. Özellikle dış borç ödemeleri ve rezervlerin erime hızı, önümüzdeki dönemde tablonun netleşeceği temel belirleyiciler olacaktır.