ABD’de enflasyondan arındırılmış 10 yıllık reel faizlerin %2.9 seviyesine yükselmesiyle piyasalarda yeni bir dönem başladı. Yatırım 101, bu yükselişin altın, döviz ve hisse senedi piyasaları üzerindeki etkilerini detaylandırarak yatırımcılar için kritik senaryolar paylaştı.
Reel Faiz Artışı ve Altın İlişkisi
Analiste göre reel faiz, tahvilin enflasyon üzerinde sağladığı net kazancı ifade ediyor. Şu an 10 yıllık Amerikan tahvilleri %5 üzerinde faiz verirken, enflasyon beklentisi %2.3 civarında seyrediyor. Dolayısıyla yatırımcı, risksiz bir şekilde %2.9 reel getiri elde edebiliyor.
Bu durum altın için ciddi bir risk oluşturuyor. Çünkü altın faiz ödemeyen bir varlıktır. Tahviller yüksek reel getiri sunduğunda, altında beklemenin maliyeti artıyor. Özellikle reel faiz artışlarının altının en büyük düşmanı olduğunu belirten analist, 2013 yılındaki sert düşüşe dikkat çekiyor.
2013 Kırılması Tekrarlanır mı?
2013 yılında reel faizlerin eksiden artıya geçmesiyle altın yılı %28 kayıpla kapatmıştı. Yatırım 101, günümüzle o dönem arasında benzerlikler olduğunu savunuyor. Ancak çok kritik bir farka vurgu yapıyor: Merkez Bankaları.
2013’te piyasayı ETF’ler ve kaldıraçlı fonlar yönetiyordu. Bugün ise Merkez Bankaları son 4 yılda ortalama 1000 ton altın alarak tabanı destekliyor. Buna karşın, kısa vadede reel faizlerin altının önündeki en büyük engel olduğu görülüyor.
Reel faizlerin %3 seviyesinin üzerine kalıcı olarak yerleşmesi, 2013 benzeri sert bir kırılma riskini belirgin şekilde artırabilir.
Dolar ve Euro Tercihi
Reel faizlerin yükselmesi Dolar endeksini güçlendiriyor. Analiste göre, döviz tutanların ağırlığını Euro’dan Dolar tarafına kaydırması daha mantıklı görünüyor. Bunun temel nedeni, ABD ekonomisinin yapay zeka yatırımlarıyla büyüme potansiyelini korumasıdır.
Öte yandan Avrupa tarafında risklerin daha yüksek olduğu belirtiliyor. Fransa’nın borç yükü ve Almanya’daki siyasi belirsizlikler Euro üzerinde baskı yaratıyor. Dolayısıyla mevcut verilerle Dolar lehine bir dağılımın daha uyumlu olduğu savunuluyor.
ABD Borsaları ve S&P 500 Analizi
Yüksek faizlere rağmen S&P 500 ve Nasdaq’ın rekorlar kırması, piyasadaki ayrışmadan kaynaklanıyor. Analiste göre, borçla büyüyen küçük şirketler (Russell 2000) zorlanırken, kasasında nakit olan dev teknoloji şirketleri yükselişini sürdürüyor.
Sektörel bazda ise enerji şirketlerinin rafineri marjları sayesinde yüksek kar büyümesi beklentisi olduğu vurgulanıyor. Yatırımcıların, borçlu küçük şirketler yerine nakit üreten ve yapay zeka zincirinde gerçek satış yapan büyük şirketlere odaklanması öneriliyor.
Borsa İstanbul ve Stratejik Yaklaşım
Borsa İstanbul’un mevcut durumunun küresel faizlerden ziyade iç likidite ve fon kriziyle ilgili olduğu belirtiliyor. Güçlü Dolar ve yükselen küresel faizler, yabancı yatırımcının gelişmekte olan piyasalara ilgisini zayıflatıyor.
Bu nedenle analist, önümüzdeki 6 ay boyunca BIST 100 dışına çıkmayacağını ve ağırlığını BIST 50 tarafındaki sağlam şirketlerde tutacağını ifade ediyor. Seçici olmanın bu dönemde hayati önem taşıdığını ekliyor.
Sonuç olarak, 28 Ekim tarihindeki Fed kararı ve ABD enflasyon verileri tablonun yönünü belirleyecek. Özellikle reel faizlerin seyri ve Merkez Bankalarının altın alım iştahı, portföy stratejilerini değiştirebilecek temel göstergeler olarak takip edilmelidir.