Küresel piyasalarda durgunluk hakimken Atilla Yeşilada, Türkiye ekonomisinin kış aylarına girerken karşı karşıya olduğu yapısal riskleri ve stagflasyon tehlikesini değerlendirdi.
Üretim ve Hizmetler Sektörü Analizi
Analiste göre Türkiye’de üretimin can damarı olduğu yönündeki yaygın kanı hatalıdır. Modern ekonomilerde asıl belirleyici olanın iç veya dış talep olduğunu vurguluyor. Üretim verilerine baktığında ise çelişkili bir tablo görüyor.
İmalat sanayi PMI verilerinin uzun süredir daralma bölgesinde olduğunu ve Eylül ayında da gerilediğini belirtiyor. Ancak Yeşilada, hizmetler sektörünü kapsayan SAMEX endeksinin Eylül ayında 51’in üzerine çıktığına dikkat çekiyor.
Türkiye’de sanayinin katma değer payı %16 iken hizmetlerin payı %60’tır. Dolayısıyla ekonomi tamamen daralmasa da kapasitesinin çok altında, oldukça yavaş büyüyor. Özellikle geniş kapsamlı işsizliğin %30’un üzerinde olması, ciddi bir atıl kapasiteye işaret ediyor.
Tüketim Alışkanlıkları ve Güven Krizi
İç talep tarafında durum üretimin bile daha zayıf seyrettiğini gösteriyor. Bloomberg’in verilerine göre Eylül sonu itibarıyla tüketici güveni 8 puan, dayanıklı tüketim malı alma eğilimi ise 11 puan düşmüş durumda.
Tüketici kredilerindeki büyüme hızının son üç ayda yavaşladığını belirten Yeşilada, bunun bir tercihten ziyade kredi limitlerinin dolmasından kaynaklandığını savunuyor. Ayrıca otomotiv satışlarının sene başından bu yana toplamda %15 daralması, insanların artık araç alamadığını kanıtlıyor.
Fon skandalının ekonomi üzerinde genel bir güven krizi yarattığı ve bazı yatırımcıların acil ihtiyaçlar için varlıklarını satışa çıkardığı görülüyor.
Enflasyon Beklentileri ve Stagflasyon Riski
Enflasyon tarafında rakamların %30-32 bandında sıkıştığını ifade eden analist, gerçek bir dezenflasyon sürecinin başlamadığını belirtiyor. Bunun temel nedeninin ise beklentiler olduğunu savunuyor.
Hane halkı 12 ay sonrası için %45, iş dünyası ise %32 enflasyon bekliyor. İş dünyası bu beklentiyle zam yaparken, hane halkı da fırsat bulduğunda fiyatları artırıyor.
Yeşilada’ya göre Türkiye şu an tam anlamıyla bir stagflasyon sürecinde. Bu durum, ekonominin kapasitesinin altında büyümesi ve aynı zamanda yüksek enflasyonun katılaşması şeklinde tezahür ediyor.
Dış Ticaret Dengesi ve Kur Yönetimi
Dış ticaret açığının her ay arttığını belirten analist, Eylül ayında turist gelirleri sayesinde 4,5 milyar civarında bir cari fazla beklentisi olduğunu söylüyor. Ancak kış aylarında petrol ve gıda fiyatlarındaki artışın cari açığı yeniden büyüteceğini öngörüyor.
Kur yönetimi konusunda ise TCMB’nin seçimler tamamlanana kadar güçlü TL politikasına devam edeceğini savunuyor. Rezervlerin yeterli olduğunu ve bankalarla yapılan swap işlemleriyle piyasanın desteklendiğini belirtiyor. Bu nedenle kısa vadede bir kur krizi veya hızlı bir devalüasyon beklemiyor.
Kurumsal Çöküş ve Yapısal Sorunlar
Türkiye’nin temel sorununun sadece ekonomik veriler değil, derin bir kurumsal çöküş olduğunu iddia eden Yeşilada, ülkenin bir “talan ekonomisine” dönüştüğünü savunuyor.
Kurumlardaki yozlaşma ve bağımsızlığın kaybı nedeniyle yatırımcıların ve profesyonellerin gelecek umudunu kaybettiğini belirtiyor. Bu güvensizlik ortamında sabit sermaye yatırımlarının yapılamayacağını ve motorun bozulduğunu ifade ediyor.
Faiz Beklentileri ve Gelecek Senaryosu
Piyasa konsensüsü Ekim ayında faiz indirimi beklese de Yeşilada, bunun büyük bir hata olacağını savunuyor. Özellikle Türk halkının TL’de kalmak için resmi enflasyonun üzerine 6,5 puan risk primi istediğini hatırlatıyor.
Sonuç olarak, petrol fiyatları 70 dolara düşmediği sürece sıkı para politikasının devam etmesi gerektiğini düşünüyor. Aksi takdirde, dövize yönelimin artması ve rezervlerin daha fazla erimesi kaçınılmaz olabilir.