Küresel piyasalarda tahvil faizlerinin hızla yükselmesiyle birlikte Atilla Yeşilada, bu durumun Türkiye ekonomisi ve borsa üzerindeki risklerini değerlendirdi.
Fon Skandalı ve Siyasi Yansımalar
Analist Atilla Yeşilada, Türkiye’deki fon krizinin detaylarına değinerek sürecin sadece teknik bir sorun olmadığını savunuyor. Yeşilada’ya göre, bu ölçekteki bir balonun yüksek makamlardan izin veya etki alınmadan sürdürülmesi mümkün değil.
Sürecin siyasi boyutunun yüksek olduğunu belirten analist, hükümetin konuyu kapatmak için bazı bürokratları veya basın mensuplarını hedef alabileceğini öngörüyor. Özellikle fonlara sonradan dahil olan ve yüksek kârlarla ayrılan kişilerin soruşturulması gerektiğini vurguluyor.
Sistemik Riskler ve Mağduriyetlerin Çözümü
Yeşilada, bankaların ve BES fonlarının sağlam olduğunu ancak para piyasası fonları konusunda dikkatli olunması gerektiğini belirtiyor. Aracı kurumların ihraç ettiği 3 milyar liranın üzerindeki bono ve tahvillerin, para piyasası fonlarından çıkan 154 milyar lira nedeniyle yenilenemeyebileceğini ifade ediyor.
Mağduriyetlerin giderilmesi için iki senaryo üzerinde duruyor. İlk senaryoda, yükün vergi mükelleflerine verilerek genel bütçeden ödeme yapılması ihtimali bulunuyor. İkinci senaryoda ise manipülasyon yapanların mal varlıklarına el konulması öneriliyor. Ancak bu sürecin yargı kararı gerektirdiği için 6 aydan fazla sürebileceğini ekliyor.
Borsa ve MSCI Endeksi Riski
Borsa tarafında baskının henüz bitmediğini söyleyen Yeşilada, mevduat faizlerinin cazibesinin devam ettiğini belirtiyor. Ayrıca, yaşanan fon skandalının Türkiye’nin MSCI gelişen piyasalar endeksinden çıkarılma riskini artırdığını savunuyor.
Analiste göre, siyasi bağlantı iddiaları kamuoyunu tatmin edecek şekilde yalanlanmadığı sürece MSCI Türkiye’yi endekste tutmayabilir.
Bu durum, değerli şirketler barındırsa bile borsanın yukarı yönlü potansiyelini kısıtlıyor.
Küresel Tahvil Depremi ve Faiz Artışları
Dünya genelinde tahvil faizlerinin 10-15 yıllık zirvelere ulaştığını belirten Yeşilada, 10 yıl vadeli ABD devlet tahvillerinin %5.22 seviyesine yükseldiğini hatırlatıyor. 30 yıllık tahvillerin ise %5.30 seviyesinde olduğunu kaydediyor.
Tahvil faizlerinin yükselmesi, hisse senetlerinin en büyük düşmanı olarak görülüyor. Özellikle yüksek borçla büyüyen yapay zeka şirketlerinin bu durumdan olumsuz etkileneceğini ve küresel bir satış dalgasının başlayabileceğini öngörüyor.
Türkiye’ye Yansımalar ve Ekonomik Daralma
Küresel faiz artışlarının Türkiye’yi doğrudan vuracağını belirten analist, devlet tahvili faizlerinin yükselmesinin kamu harcamalarını zorlayacağını savunuyor. İlk 8 ayda devlet harcamalarının %18’inin faize gittiğini vurguluyor.
Bu durumun yaratacağı riskleri şu şekilde sıralıyor:
- Ticari bankalar devlet tahvili almaya zorlandığında özel sektöre kredi akışı azalır.
- FED ve diğer merkez bankaları faiz artırırken, TCMB’nin faiz indirmesi dövize kaçışı hızlandırabilir.
- Türkiye’nin taşıdığı yaklaşık 250 milyar dolar dış borcun yenilenme maliyeti artar.
Yatırımlar ve Altın Beklentisi
Dış borçlanma maliyetlerinin artmasıyla birlikte KOBİ’lerin ihracat kapasitesinin düşebileceğini ve sabit sermaye yatırımlarının durma noktasına gelebileceğini belirtiyor. Bu durumun Türkiye’nin büyüme hızını doğrudan etkileyeceğini savunuyor.
Son olarak altın tarafında, faiz getirisi olmayan bir enstrüman olduğu için mevcut ortamda prim yapmasının zor olduğunu ifade ediyor. Tahvil getirilerinin cazibesi artarken altının yeniden yüksek seviyeleri görmesinin rasyonel olmadığını düşünüyor.
Sonuç olarak, tahvil faizlerindeki yükseliş trendinin 2026’yı aşarak 2027 yılı boyunca devam etmesi, Türkiye’nin kur yönetimini ve dış finansmanını ciddi şekilde zorlaştırabilir.