Piyasalardaki son gelişmeler ve kur hareketleri ışığında Emrah Lafçı, Dolar kuru üzerindeki risk birikimlerini ve tasfiye sürecindeki yatırım fonlarının mevcut durumunu değerlendirdi.
Dolar Kuru ve Reel Değerlenme Riski
Analiste göre TL, enflasyonun altında kalan kur artışları nedeniyle reel olarak değer kazanmaya devam ediyor. Murat Aysan’ın verilerine dayanan analizde, aylık artış temposunun Nisan ayından itibaren %1,60 seviyesinde seyrettiği görülüyor. Bu hız korunduğu takdirde USD/TRY paritesinin yılı 51,5 seviyesinde kapatması bekleniyor.
Öte yandan, önümüzdeki hafta Merkez Bankası’nın toplantısında 1 puanlık bir faiz indirimi öngörülüyor. Ancak kurun daha hızlı yükselip yükselmeyeceği tamamen enflasyonun gidişatına bağlı. Eğer aylık enflasyon %1,5’in altına çekilebilirse, kurun hızlanmasını gerektirecek bir durum oluşmayacaktır. Buna karşın, 2027 sonu için piyasa beklentilerinin %25 civarında olması, kur artış hızının çok yavaşlamayacağına işaret ediyor.
Carry Trade ve Biriken Sistemik Riskler
Emrah Lafçı, kur üzerindeki baskının iki ana kaynağı olduğunu belirtiyor. İlk olarak, yurt dışı yerleşiklerin TL cinsinden varlıklarının artması ciddi bir risk oluşturuyor. QNB raporuna göre, yabancıların toplam TL pozisyonu 132 milyar dolar seviyesine ulaşmış durumda. Bu rakamın 93 milyar doları carry trade odaklı enstrümanlardan, 39 milyar doları ise hisse senetlerinden oluşuyor.
Özellikle toplam TL pozisyonunun 2018 krizindeki seviyelere yaklaşması, olası bir risk realizasyonunda hızlı bir döviz talebi yaratabilir. Ayrıca yurt içi yerleşiklerin TL mevduat payı %62,24 ile tarihsel zirvelerine ulaşmış durumda. Dolayısıyla, Merkez Bankası’nın kuru sert bir şekilde yukarı bırakması, yerli yatırımcıyı aniden dövize yönlendirebilir.
Merkez Bankası Rezervleri ve Stratejik Konum
Analist, Merkez Bankası’nın olası bir atakta kullanabileceği cephanenin sınırlı olduğuna dikkat çekiyor. Brüt rezervlerin Ağustos sonunda 184 milyar dolar iken, Ekim başında 167 milyar dolar seviyesine gerilediği görülüyor. Bu durum, kurun kontrolsüz bir şekilde bırakılmasının riskli olduğunu kanıtlıyor.
Bu risk ortamında, sadece nakit döviz tutmak yerine Eurobond veya döviz serbest fonların değerlendirilebileceğini savunuyor. Özellikle ABD 10 yıllık tahvil faizlerinin düşmesi ve Türkiye’nin CDS değerlerinin gerilemesi, Eurobond getirilerini olumlu etkiliyor. Son bir haftalık verilerde bazı fonların %0,93 ile %1,30 arasında getiri sağladığı görülüyor.
Tasfiye Halindeki Fonlar ve Endeksleme Süreci
Tasfiye sürecindeki fonlarla ilgili olarak, PBLS statüsündeki hak sahiplerinin öncelikli ödeme almasına yönelik önergenin reddedildiğini belirten Lafçı, sürecin yasal netleşmesini beklemek gerektiğini vurguluyor. Yatırımcıların dikkat etmesi gereken en kritik nokta ise endeksleme hesaplamalarıdır.
Net yatırım tutarı hesaplanırken “ilk giren ilk çıkar” mantığı uygulanıyor. Yatırılan tutarlar ÜFE + TÜFE/2 üzerinden endeksleniyor. Ancak burada ciddi bir risk mevcut. Eğer fonun güncel pay değeri, endekslenmiş net yatırım tutarının altına düşmüşse, yatırımcı sadece güncel değeri alabiliyor.
Özellikle serbest fonlar ve hisse senedi fonlarında, portföydeki hisselerin taban serileri nedeniyle değer kaybetmesi, yatırımcıların endeksli tutarları tahsil etmesini zorlaştırıyor.
Borsa İstanbul Üzerindeki Likidasyon Baskısı
Tasfiye sürecindeki fonların portföy yapısı, borsa genelinde ciddi bir satış baskısı yaratıyor. Toplamda 26,2 milyar dolarlık bir likidasyon sürecinin başladığı, bunun 16,7 milyar dolarının hisse senetlerinden oluştuğu belirtiliyor.
Güncel raporlara göre hisse tarafında kalan 195 milyar liralık bakiye, BIST’teki toplam serbest dolaşımın %4’üne tekabül ediyor. Bu varlıkların likide edilme zorunluluğu, birçok hissenin sürekli taban gitmesine neden oluyor. Sonuç olarak, bu süreç hem fon yatırımcılarını hem de doğrudan hisse senedi tutan yatırımcıları mağdur etmeye devam ediyor.
Önümüzdeki günlerde çıkacak yasa ve Ekim ayı içerisinde yapılması beklenen ara ödemeler, tablodaki risklerin netleşmesini sağlayacaktır.