Piyasalarda yaşanan sert dalgalanmalar ve makroekonomik veriler ışığında Selçuk Geçer, altın fiyatlarındaki düşüşün nedenlerini ve Türkiye ekonomisinin mevcut durumunu analiz etti.
Altın ve Fed Faiz Beklentileri
Cuma günü piyasalarda altın tarafında %3’ün üzerinde, gümüş tarafında ise %4’ün üzerinde satışlar gerçekleşti. Selçuk Geçer’e göre bu durum, Fed Başkanı Kevin Worch’un şahin tonlu konuşmalarından kaynaklandı. Piyasa, Worch’un sözlerini hemen bir faiz artırımı sinyali olarak fiyatladı.
Ancak analiste göre piyasa burada aceleci davrandı. Worch kesin olarak faiz artıracağını söylemedi. Sadece enflasyon hedefine ulaşılmazsa gerekenin yapılacağını belirtti. Buna karşın yatırımcılar sanki faiz artırımı kesinmiş gibi satış yaptı.
Kritik Veriler ve Ters Köşe Senaryosu
Analist, cuma günkü fiyatlamaların bir kısmının pazartesi itibarıyla geri alındığını vurguluyor. Özellikle 2 yıllık Amerikan tahvil faizleri ve Dolar yükselişi yeniden gerileme eğiliminde. Ancak asıl yönü belirleyecek olan ABD’den gelecek istihdam ve enflasyon verileri olacak.
Eğer istihdam güçlü ve enflasyon yüksek gelirse, faiz artırım ihtimali güçlenebilir. Bu durumda altın üzerindeki baskı artacaktır. Öte yandan, veriler beklentilerin altında kalırsa piyasa sattıklarını daha pahalıya almak zorunda kalabilir.
Selçuk Geçer’e göre altın yatırımcılarının sadece fiyatlara değil; tahvil faizlerine, dolara ve ABD makro verilerine odaklanması kritik önem taşıyor.
Petrol Krizi ve Fed’in Açmazı
Küresel piyasalarda ABD ve İran arasındaki gerilim yeniden tırmandı. Amerika’nın Lark adasına yönelik saldırısı ve İran’ın karşılık vermesiyle Brent petrol fiyatları yeniden 90 dolar seviyesinin üzerine çıktı.
Bu durum Fed için ciddi bir ikilem yaratıyor. Bir yanda yavaşlayan Amerikan ekonomisi faiz indirimi gerektirirken, diğer yanda yükselen petrol fiyatları enerji maliyetlerini artırarak enflasyon baskısı oluşturuyor. Dolayısıyla Fed, enflasyonu dizginlemek için faizleri yüksek tutmak veya artırmak zorunda kalabilir.
Türkiye Ekonomisi ve Büyüme Paradoksu
Türkiye’nin ikinci çeyrek büyüme rakamları %2.3 olarak açıklandı. Ancak Selçuk Geçer, bu büyümenin niteliğini sorguluyor. Beklenti %2.7 iken gerçekleşen rakamın düşük kaldığını ve yatırımın %0 olduğunu belirtiyor.
Analiste göre büyüme, üretim veya ihracatla değil, hane halkı tüketimiyle gerçekleşti. Hane halkı tüketiminin büyümeye katkısı 2.33 puan oldu. Ancak bu durum gerçek bir tüketim artışından ziyade, fiyatların yükselmesi nedeniyle vatandaşın daha fazla harcama yapmasından kaynaklanıyor.
İstihdam Kayıpları ve Sosyal Maliyet
İstihdam verileri büyüme rakamlarıyla çelişiyor. Temmuz ayında çalışan sayısının 388.000 kişi azaldığı görülüyor. Buna karşın resmi işsizlik oranı %8.1 olarak açıklansa da, atıl iş gücü oranı %30 seviyelerine ulaşmış durumda.
Özellikle genç işsizliğinin %14.5’e, genç kadınlarda ise %20.3’e yükselmesi dikkat çekiyor. Selçuk Geçer, istihdam yaratmayan bir büyümenin vatandaş için bir anlam ifade etmediğini savunuyor.
Geçim Sınırı ve Şirketlerin Durumu
Türkiş verilerine göre 4 kişilik bir ailenin sağlıklı beslenmesi için gereken açlık sınırı 37.380 TL’ye yükseldi. Yoksulluk sınırı ise 121.786 TL seviyesine dayandı. Bekar bir çalışanın yaşama maliyeti ise 48.305 TL oldu.
Şirketler tarafında ise durum oldukça kritik. Finans dışı şirketlerin net döviz açığı 205.7 milyar dolar seviyesine ulaştı. Ayrıca Ege Bölgesi Sanayi Odası verilerine göre şirketlerin %62’si çalışan sayısını azalttığını belirtiyor.
Sonuç olarak; yüksek faizlerin şirketleri ezdiği, faiz indiriminin ise kur baskısı yarattığı bir denklem mevcut. Petrol ve tarım emtialarındaki yükselişle birlikte, Türkiye ekonomisinin önündeki risklerin arttığı görülüyor.