Küresel ekonomilerde yükselen tahvil faizleri ve borçluluk sorunları kritik bir seviyeye ulaşırken, Yatırım 101 bu sürecin nasıl sonuçlanacağına dair tarihsel bir perspektif sundu.
Küresel Borç Krizi ve Tahvil Faizleri
Analiste göre dünyanın en büyük ekonomileri şu anda aynı anda devasa bir borç yüküyle karşı karşıya. Özellikle ABD 30 yıllık tahvil faizleri 7 Ekim itibarıyla %5,7 seviyesine çıkarak son 24 yılın zirvesini gördü.
Sadece Amerika değil, Avrupa ve Japonya’da da benzer bir tablo hakim. Fransa’da 10 yıllık tahvil faizleri 2022’den beri ilk kez %5 seviyelerine ulaştı. İngiltere’de 30 yıllık faizler 1998’den beri ilk kez %6’yı geçti. Japonya tarafında ise 10 yıllık tahviller 1996’dan beri ilk kez %3’ün üzerine çıktı.
Hazine Bakanı Scott Bessent’in Tahminleri
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, faiz artışlarının küresel bir fenomen olduğunu savunuyor. Ancak Yatırım 101, Bessent’in son dönemdeki tahminlerinin başarısız olduğunu vurguluyor.
Bakanın konut piyasasının düzeleceği yönündeki tahmini gerçekleşmedi; aksine Ağustos 2026 itibarıyla ikinci el konut satışları pandemi seviyelerine geriledi. Benzin fiyatlarının 3 dolara düşeceği öngörüsü, Amerika-İran savaşı nedeniyle gerçekleşmedi ve fiyatlar 4,5 dolar üzerinde kaldı. Ayrıca enflasyonun %2 hedefine döneceği beklentisine rağmen oranlar %3 civarında seyrediyor. Büyüme tarafında ise %3 beklentisi yerine %2,2 ile %2,5 arası rakamlar görülüyor.
Borç Sarmalının Temel Nedeni
Analiste göre son 15 yıl boyunca merkez bankaları, hükümet tahvillerinin en büyük ve fiyata duyarsız alıcısıydı. Ancak bugün merkez bankaları bilançolarını küçültüyor.
En büyük alıcı masadan kalktığı için piyasada sadece fiyata bakan alıcılar kaldı. Fonlar ve bankalar gibi bu gruplar, risk karşılığında daha yüksek faiz talep ediyor. Buna ek olarak, Fransa’nın kamu borcunun milli gelire oranı %119 ile İkinci Dünya Savaşı’ndan beri en yüksek seviyede. ABD’nin resmi borcu ise 40 trilyon dolar sınırını aşmış durumda.
Borç Eritme Yöntemleri ve Senaryolar
Borç yüklerinin tarihsel olarak nasıl eritildiği konusunda Yatırım 101 beş farklı yol tanımlıyor:
- Büyüme: Ekonomiyi borçtan daha hızlı büyüterek oranı düşürmek. Ancak bu yöntem tek başına genellikle yetersiz kalıyor.
- Kemer Sıkma: Harcamaları kısıp vergileri artırmak. Ancak bu yol seçmen kaybı nedeniyle siyaseten imkansız görülüyor.
- Yeniden Yapılandırma: Borcun iflas yoluyla silinmesi. Kendi parasını basan ABD gibi ülkeler için bu yol kapalı.
- Enflasyon: Borcun nominal değerini sabit tutup, fiyatları yükselterek borcun ekonomik ağırlığını azaltmak.
- Mali Baskı (Financial Repression): Devletin faizi enflasyonun altında tutarak tasarruf sahiplerini sessizce vergilendirmesi.
Mali baskı dönemlerinde nominal varlıklarda bekleyenlerin faturası ağır olur; ancak reel varlık tutanlar ve sabit faizle borçlananlar korunur.
Gelecek Beklentileri ve Strateji
Analiste göre süreç belirli bir sırayla ilerleyecek. Önce faizler yükselecek ve hükümetler buna direnecek. Ardından kemer sıkma denemeleri yapılacak ancak seçmen tarafından reddedilecek.
Son aşamada ise sistem, faizi enflasyonun altına çekerek tasarrufları eriten mali baskı modeline geri dönecek. Yatırım 101, Türkiye’nin 2021-2023 yılları arasında bu mekanizmayı bizzat deneyimlediğini hatırlatıyor.
Sonuç olarak, kısa vadede piyasa haklı olsa da uzun vadede oyunun kurallarını yazan hazinelerin kazanacağını öngörüyor. Bu süreçte reel varlık ve üreten şirketlere ortak olmanın önemi artıyor. Gelecek 2 ila 5 yıl içerisinde bu yöntemlerin bir kombinasyonuyla borçların eritilmesi bekleniyor.