Piyasalardaki mevcut kaos ve volatilite sürerken, analist Adam Taggart ve konuğu Michael Pinto, finansal sistemin nereye evrildiğini analiz etti. Pinto’ya göre, mevcut reflasyon ve disinflasyon döngüleri sona erdiğinde, piyasalar kaçınılmaz olarak bir deflasyon ve ardından derin bir depresyon sürecine girecek.
Piyasa Volatilitesi ve Portföy Stratejisi
Michael Pinto, özellikle 28 Şubat’tan itibaren piyasa döngülerinin aşırı sıkıştığını belirtiyor. Normalde aylar veya yıllar süren döngülerin, jeopolitik gerilimler nedeniyle haftalık hatta günlük periyotlara indiğini savunuyor. Özellikle İran ile ABD arasındaki gerilimlerin piyasa duyarlılığını hızla değiştirdiğini vurguluyor.
Bu belirsizlik ortamında Pinto, portföyünü nötralize ettiğini açıklıyor. Şu an ağırlıklı olarak eşit ağırlıklı S&P 500 pozisyonunda beklediğini belirtiyor. Ayrıca portföyünde altın ve hem enflasyonist hem de disinflasyonist koruma bileşenleri bulundurduğunu ifade ediyor.
Enerji Fiyatları ve Tahvil Getirileri İlişkisi
Analist, enerji fiyatlarındaki artışın sadece enflasyonu tetiklemediğini, aynı zamanda karmaşık bir zincirleme reaksiyon yarattığını anlatıyor. Özellikle Japonya örneği üzerinden, enerji ithalatı için Yen satıp Dolar alma zorunluluğunun Yen’i zayıflattığını belirtiyor.
Bu durum, Japonya’nın ABD tahvillerini satmasına yol açarak ABD’deki tahvil getirilerini daha da yukarı çekiyor. Dolayısıyla, enerji fiyatlarındaki artışın borçlanma maliyetlerini yükselterek hisse senedi ve gayrimenkul balonlarını tehdit ettiğini savunuyor.
Fed’in Bilanço Sorunu ve Enflasyon Hedefi
Fed Başkanı Kevin Warsh’un enflasyonu %2 seviyesine çekme hedefinin önündeki en büyük engelin Fed bilançosu olduğunu belirten Pinto, kritik veriler paylaşıyor. Warsh’un göreve gelmesinden bu yana bilançonun 38 milyar dolar büyüdüğünü vurguluyor.
Analiste göre, enflasyonu kontrol altına almak için rezervlerin dramatik şekilde azaltılması gerekiyor. Ancak mevcut sistemde rezervlerin 3 trilyon doların üzerinde olduğunu ve Fed’in bu rezervlere faiz ödemek için para basmaya devam ettiğini söylüyor.
Kredi Balonu ve Kayıp On Yıl Riski
Michael Pinto, piyasada eş zamanlı olarak hisse senedi, kredi ve gayrimenkul balonlarının oluştuğuna dikkat çekiyor. Kredi balonunun boyutlarını şu verilerle açıklıyor:
- Özel kredi piyasası: 1,6 trilyon dolar
- Teminatlandırılmış kredi yükümlülükleri (CLO): 1,4 trilyon dolar
- Junk bondlar (Çöp tahviller): 1,5 trilyon dolar
- 2026’da toplanan AI bağlantılı borçlar: 570 milyar dolar
Pinto, ABD ulusal borcunun GSYİH’ye oranının %60’tan %123’e yükselmiş olmasının, hükümetin bir sonraki resesyonda kurtarıcı rolü üstlenmesini imkansız kıldığını savunuyor.
Deflasyonist Depresyon Senaryosu
Analist, Fed’in likidite bağımlılığını bitirip bilançoyu daraltmaya çalıştığı anın, kredi balonunun patlamasına yol açacağını öngörüyor. Bu durumun sadece bir resesyon değil, bir “kayıp on yıl” veya daha uzun süreli bir depresyon yaratabileceğini iddia ediyor.
Özellikle NYSE marjin borçlarının GSYİH’ye oranının rekor seviyede olması ve yıllık bazda %50 artması, piyasanın ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor. Sonuç olarak, tahvil piyasasının şimdiden isyan etmeye başladığını ve 30 yıllık tahvil getirilerinin 2007’den beri en yüksek seviyelerde olduğunu belirterek yazısını tamamlıyor.