Küresel bankaların Türkiye için kur şoku uyarıları sürerken, Selçuk Geçer reel sektörün karşı karşıya olduğu devasa döviz yükünün yaratacağı sistemik riskleri analiz etti.
Şirketlerin Net Döviz Açığı ve Borç Yükü
Merkez Bankası verilerine göre, finansal kesim dışındaki şirketlerin döviz yükümlülüğü 392.4 milyar dolar seviyesine ulaştı. Buna karşılık şirketlerin elindeki döviz varlıkları yaklaşık 188 milyar dolar düzeyinde bulunuyor.
Analiste göre bu durum, şirketlerin yaklaşık 204.4 milyar dolarlık bir net döviz açığı olduğu anlamına geliyor. Özellikle her 1 dolarlık varlığa karşılık 2.1 dolarlık yükümlülük bulunması kritik bir risk oluşturuyor.
Sanayicinin Sıkıştığı Ekonomik Kıskaç
Selçuk Geçer, şirketlerin yüksek faiz, yüksek enflasyon ve baskılanan kur arasında sıkıştığını savunuyor. TL ile borçlanma maliyetleri çok yüksekken, dövizle borçlanmak kur riskini beraberinde getiriyor.
Buna karşın kurun enflasyonu önlemek amacıyla baskılanması, ihracatçının rekabet gücünü yok ediyor. Dolayısıyla sanayici hem yüksek faiz ödemek hem de düşük kurla ihracat yapmak zorunda kalıyor.
Bu durumun sonucu olarak reel kesim güven endeksi gerilerken kapasite kullanım oranları hızla düşüyor. İç talepteki daralma ile şirketlerin satışları azalırken, borç yükleri sabit kalıyor.
Kur Şoku ve Zincirleme Reaksiyon Senaryosu
Kurun yükselmesi durumunda borçların Türk lirası karşılığının artacağını belirten Geçer, basit bir örnekle durumu açıklıyor. 10 milyon dolar borcu olan bir firmanın yükü, kurun 40’tan 50’ye çıkmasıyla ek borçlanma olmadan 100 milyon lira artıyor.
Kur yükselirse bilançolar bozulacak, karlar zarara dönecek ve şirketler batmaya başlayacaktır.
Bu sürecin sadece patronları etkilemeyeceğini vurgulayan analiste göre, artan maliyetler ürün fiyatlarına yansıyacak. Sonuç olarak vatandaş ve emekli, bu borcun faturasını zamlar yoluyla ödeyecek.
Bankacılık Sistemi ve Makroekonomik Riskler
Şirketlerin ödeme gücü zayıfladığında, sorun bankacılık endeksi üzerinden tüm sisteme yayılacaktır. Kredilerin geri dönmemesiyle sorunlu kredi oranları artacak ve banka bilançoları bozulacaktır.
Öte yandan, şirketlerin panikle döviz toplaması Dolar üzerindeki baskıyı artıracaktır. Merkez Bankası’nın rezerv yakması ise piyasa güvenini sarsarak CDS primlerini yükseltebilir.
Bu durum, hem devletin hem de şirketlerin dış borçlanma maliyetlerini artırarak bir kısır döngü yaratacaktır. Ayrıca yabancı kreditörlerin daha yüksek faiz talep etmesi, kamu maliyesi üzerinde ek yük oluşturacaktır.
Tarihsel Tekerrür ve Gelecek Beklentileri
Selçuk Geçer, benzer bir tablonun 2018 yılında da yaşandığını hatırlatıyor. O dönemde net döviz açığının rekor kırmasıyla kur şoku gelmiş; iflaslar ve konkordatolar artarak işsizlik patlamıştı.
Analiste göre mevcut durum 2018’den daha kötü bir seyir izleyebilir. Çünkü riskler; sanayi yavaşlaması, yüksek kredi faizleri ve zayıf iç talep ile birleşmiş durumda.
Sonuç olarak ekonomi yönetiminin makyajlama yöntemlerinin kalıcı olmayacağını savunuyor. Eğer üretim modeli değişmezse ve şirketler döviz kazanmadan borç taşımaya devam ederse, toplum genelinde bir fakirleşme yaşanabilir.