Küresel güvenlik maliyetlerinin hızla arttığı bir dönemde Yatırım 101, savunma sanayii sektöründeki yapısal değişimleri ve Türkiye’nin bu süreçteki stratejik konumunu değerlendirdi.
Mekke Savunma Paktı ve Jeopolitik Fırsatlar
7 Ağustos 2026 tarihinde Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında Mekke Ortak Savunma Anlaşması imzalandı. Bu anlaşma, üç ülkeden birine yapılan saldırının ortak saldırı sayılmasını öngörüyor. Ancak Yatırım 101’e göre bu durum sadece diplomatik bir adım değil, aynı zamanda ekonomik bir fırsattır.
Dünya, güvenliğin en ucuza üretildiği 2018 yılındaki konjonktürden tamamen uzaklaştı. Rusya-Ukrayna savaşı ve ABD-İran arasındaki gerilimler, savunma harcamalarını kalıcı olarak artırdı. Özellikle Körfez ülkelerinin füze stoklarının erimesi, Türkiye’yi kritik bir alternatif haline getirdi.
Savunma Sanayiinde Tedarik Zinciri Darboğazı
ABD ordusunun 2026 yılının ilk beş ayında, 1990’lardan bu yana en yüksek füze harcamasını yaptığı görülüyor. Örneğin, Patriot önleyici sayısı 2.300’lerden 750’lere kadar geriledi. Bu durum, ABD’nin tedarik hatlarındaki problemler nedeniyle stokları hızla dolduramadığını gösteriyor.
Bu boşluk, Türkiye’nin Siper hava savunma sistemi ve Kaan Muharip Uçak projesi gibi ürünleri için büyük bir fırsat yaratıyor. Analiste göre, yatırımcılar bu yeniden silahlanma dalgasını diplomatlardan daha önce fiyatlamaya başladı.
Tuna Portföy ve Sermaye Piyasaları
Siyasi gelişmelerle eş zamanlı olarak Ankara’da finansal bir hareketlilik yaşandı. SPK, Selçuk ve Haluk Bayraktar’ın kurucuları arasında olduğu Tuna Portföy’e faaliyet izni verdi. Ayrıca ilk serbest şemsiye fonun kurulmasına onay çıktı.
Analist, bu fonun piyasaya çıkışının en iyi ihtimalle 2027 başını bulabileceğini öngörüyor. Ancak kadrodaki deneyimli isimlerin, özellikle savunma ve sanayi değerlemesi konusundaki uzmanların dikkat çekici olduğunu belirtiyor. Bu gelişme, Aselsan gibi teknoloji şirketlerine yatırım imkanlarının genişlemesi açısından kritik önem taşıyor.
Alt Tedarikçilerde Gizli Potansiyel
Streen Research’in 50 sayfalık raporuna değinen Yatırım 101, asıl fırsatın ana yüklenicilerden ziyade alt tedarikçilerde olduğunu savunuyor. Büyük şirketler için füze gelirleri toplam cironun küçük bir parçasıyken, alt tedarikçilerde bu oran çok daha yüksek etkiler yaratıyor.
Örneğin, Patriot füzesinin motorunu üreten tek firma olan Aerojet Rocketdyne, maliyetin üçte birini oluşturuyor. Benzer şekilde, hassas saatler üreten Emtron gibi şirketlerin gelirlerinde ciddi artışlar gözlemleniyor. Dolayısıyla, sadece ana şirketleri değil, zincirin alt halkalarını takip etmek daha yüksek getiri potansiyeli sunabilir.
Modern Savaş Matematiği ve Drone Teknolojileri
Modern savaşlarda maliyet dengesi tamamen değişti. 10.000 dolarlık ucuz droneları düşürmek için 4 milyon dolarlık füzelerin kullanılması, savunma stratejilerini dönüştürüyor. Bu durum, ucuz ve hızlı üretilebilen mühimmatlara olan talebi artırıyor.
ABD’de Trump’ın ithal dronelara getirdiği yüksek tarifeler, yerli üretim kapasitesini artırmayı hedefliyor. Türkiye’nin bu alandaki dünya çapındaki drone teknolojisi, ülkeyi bu maliyet devriminin merkezine yerleştiriyor.
Savunma sektörü hisseleri jeopolitik haberlere çok duyarlıdır ve sığ oldukları için yüksek volatilite gösterebilirler.
Stratejik Hisse Değerlendirmeleri
Analist, Türkiye tarafında yapısal rüzgardan faydalanmaya devam edecek en güçlü ismin Aselsan olduğunu belirtiyor. Şirketin yılın ilk yarısında %50 kazanç sağladığını hatırlatan Yatırım 101, küresel ölçekte ise şu isimlere dikkat çekiyor:
- AeroVironment (Kanat çırpan mühimmatlar)
- Kratos (Motor teknolojileri)
- Solidings (Karşı drone yazılımları)
- Unusual Machines (Yerli motor ve batarya)
Sonuç olarak, dünya güvenliğin pahalılaştığı bir döneme girerken, Türkiye’nin savunma ihracatının toplam ihracat içindeki payının %1.7’den %3.6’ya yükselmesi dikkat çekicidir. Gelecek dönemde Mısır’ın paktla ilişkisi ve yeni fonların piyasaya girişi tabloyu netleştirecektir.