Küresel ticaretin can damarı olan Hürmüz Boğazı’nda kontrol mücadelesi kızışırken, Adam Taggart ve Orta Doğu analisti Ryan Bowl, bölgedeki askeri gerilimin ekonomik etkilerini ve stratejik risklerini değerlendirdi.
Hürmüz Boğazı’nda Güç Savaşı ve Stratejik Hedefler
Analiste göre şu anki durum, uluslararası denizciliğin hangi kurallara tabi olacağıyla ilgili bir nüfuz savaşına dönüştü. ABD tarafı seyrüsefer özgürlüğünü savunurken, İran kendi onayladığı rotaları ve bir tür “geçiş ücreti” sistemini dayatmak istiyor.
Çatışmaların coğrafyası Mart ve Nisan aylarına kıyasla daha dar bir alana sıkışmış durumda. Özellikle Bahreyn, Kuveyt ve Ürdün’deki İran saldırıları dikkat çekiyor. Bunun temel nedeni, bu ülkelerin ABD askeri operasyonlarının ön cephesinde yer almasıdır.
Örneğin Kuveyt, bölgedeki en büyük ABD kara üssüne ev sahipliği yapıyor. Ürdün kritik bir hava üssü konumundayken, Bahreyn ise Beşinci Filo’nun merkezidir. Dolayısıyla mevcut durum, bölgesel bir savaştan ziyade askeri bir hesaplaşma niteliği taşıyor.
Diplomasi ve MOU Sürecinin Çöküşü
Taraflar arasında daha önce imzalanan Mutabakat Zaptı’nın (MOU) artık geçerliliğini yitirdiği belirtiliyor. Ryan Bowl’a göre MOU, bağlayıcı bir belge değil, yalnızca müzakereler için bir başlangıç noktasıydı.
Özellikle 5. madde üzerindeki anlaşmazlıklar krizi derinleştirdi. İran, bu maddenin kendisine Hürmüz Boğazı üzerinde nüfuz sağlayacağını düşünürken; ABD, yaptırımların kaldırılması karşılığında İran’ın bu nüfuzdan vazgeçmesini hedefledi.
Ancak İran, önceden onaylanmış hatların dışına çıkan sivil gemilere saldırarak bu süreci sekteye uğrattı. Sonuç olarak, ABD’nin mevcut operasyonları rejimi devirmekten ziyade, Brent petrol sevkiyatı için kritik olan seyrüsefer özgürlüğünü yeniden tesis etmeye odaklanmış durumda.
Körfez Ülkelerinin Bölünmüş Stratejileri
Körfez İşbirliği Konseyi (GCC) ülkelerinin İran karşısında tek bir blok halinde hareket etmediği vurgulanıyor. Ülkelerin tutumları, İran’ı uzun vadeli bir tehdit olarak görüp görmediklerine göre değişiyor.
Katar, İran’ın bölgeden gitmeyeceğini kabul ederek uyum sağlama yolunu seçiyor. Buna karşın Bahreyn, durumu varoluşsal bir tehdit olarak görüyor ve ABD desteğini kritik buluyor.
Suudi Arabistan ve BAE ise daha temkinli bir tutum sergiliyor. Özellikle BAE, nükleer santralleri gibi kritik altyapıların hedef alınmaması için kenarda kalmayı tercih ediyor. Ancak tüm bu ülkeler, ekonomik modelleri gereği deniz yollarının açık kalmasını istiyor.
ABD’nin bölgedeki siyasi iradesi zayıflarsa, Körfez ülkeleri hayatta kalmak için İran’ın şartlarına boyun eğmek zorunda kalabilir.
ABD Donanmasının Operasyonel Riskleri ve Mühimmat Sorunu
ABD’nin Hürmüz Boğazı’nı her koşulda açık tutabileceği iddiası, operasyonel açıdan sorunlu görünüyor. Günlük ortalama 150 geminin geçtiği bir bölgede, her gemiye koruma sağlamak fiziksel olarak imkansızdır.
Analiste göre ABD Donanması, asimetrik tehditlere karşı yeterince hazırlıklı değil. İran’ın kullandığı deniz mayınları, hızlı saldırı botları, Shahed dronlar ve seyir füzeleri ciddi bir risk oluşturuyor.
Özellikle mühimmat tedarik zincirindeki sorunlar kritik bir nokta. THAAD gibi yüksek segment füzelerin ikame edilmesi yıllar alıyor. Bu durum, ABD’nin mühimmatlarını uçak gemileri gibi yüksek değerli hedeflere saklamasına neden oluyor.
Sonuç olarak, düşük öncelikli tankerlerin korumasız kalma ihtimali artıyor. Ayrıca ABD’nin Tayvan gibi gelecekteki olası çatışmalar için mühimmat stoklaması, mevcut krizde bir “planlama kıtlığına” yol açıyor.