Amerika Birleşik Devletleri’nin yapay zeka yarışındaki liderliğini koruma stratejisi, finansal piyasalarda derin etkiler yaratırken Yatırım 101, bu sürecin merkezindeki faiz kontrolü mekanizmasını analiz etti.
Yapay Zeka Yarışı ve Sermaye İhtiyacı
Yatırım 101’e göre bir ülkenin teknolojik liderlik kurabilmesi için teknolojik üstünlüğün yanı sıra bu teknolojiyi ölçekleyecek ucuz sermayeye ihtiyacı vardır. Amerika’nın klasik sanayi üretiminde Çin’e karşı yapısal kayıplar yaşadığı belirtiliyor. Dolayısıyla ABD’nin elindeki tek gerçek kaldıraç, 2022’de ivme kazanan yapay zeka teknolojisidir.
Ancak yapay zeka altyapısı; GPU’lar, veri merkezleri ve enerji tedariki gibi kalemler nedeniyle son derece sermaye yoğun bir iştir. Bu yatırımlar kısa vadeli Fed faizleriyle değil, 10 ve 20 yıllık uzun vadeli faizlerle finanse edilir. Dolayısıyla asıl kritik konu Fed’in baz puan indirimleri değil, uzun vadeli faizlerin nasıl kontrol edileceğidir.
Tarihsel Emsal: 1941-1951 Dönemi
Analist, mevcut durumu 1942-1951 yılları arasındaki döneme benzetiyor. O dönemde Fed, savaş finansmanını ucuzlatmak için uzun vadeli tahvil faizlerine bir tavan koymuştur. Bu durum tarihteki ilk getiri eğrisi kontrolü örneğidir. Ancak bu tavan kalkmadığı için Amerika’da çift haneli enflasyon yaşanmış ve tasarruf sahiplerinden hükümete sessiz bir servet transferi gerçekleşmiştir.
Dünyanın en saygın yatırımcılarından Stanley Druckenmiller’ın da son yazısında aynı tarihsel örneğe işaret ettiği vurgulanıyor. Druckenmiller’ın teşhisine göre, faiz baskısı aslında gelecekteki yükü erteleyen bir sübvansiyondur. Bu durum aciliyeti ortadan kaldırsa da borcun katlanarak büyümesine neden olur.
Hazine’nin Müdahalesi ve Borç Yapısı
19 Ağustos tarihinde Amerika Hazine Bakanlığı, uzun vadeli tahvil geri alım operasyonlarını 2 milyar dolardan 4 milyar dolara çıkarmıştır. Bu hamle, 30 yıllık tahvil faizleri 19 yılın zirvesine ulaştığı anda gerçekleşmiştir. Ancak bu müdahale kalıcı bir düşüş sağlamamış, faizler kısa sürede eski seviyelerine dönmüştür.
Hazine’nin yaptığı geri alımlar bir likidite aracı değil, talep yaratma aracıdır; borcun miktarını değil, sadece yapısını değiştirmektedir.
Özellikle Oracle ve OpenAI gibi şirketlerin veri merkezi taahhütlerinin trilyonlarca dolar seviyesinde olduğu belirtiliyor. Bu devasa yatırımların yürütülebilmesi için uzun vadeli finansman maliyetlerinin düşük tutulması zorunluluğu bulunmaktadır.
Dolar Endeksi ve Altın Beklentileri
Söz konusu senaryonun devam etmesi durumunda Dolar Endeksi üzerinde baskı oluşacağı öngörülüyor. Piyasa, tahvil fiyatlarının yapay olarak bastırıldığını gördüğünde bunu bir güven sorunu olarak okur. Dolayısıyla uzun vadeli eğilimde doların zayıflayacağı savunuluyor.
altın tarafında ise baskılanmış reel faizler ve yüksek enflasyonun birleştiği dönemlerin tarihsel olarak yükseliş getirdiği hatırlatılıyor. Altının bir sigorta rolü üstlendiği ve merkez bankalarının alımlarına devam edeceği belirtiliyor. Analist, 2030’lu yıllara doğru 8.000 dolar hedefinin geçerliliğini koruduğunu ifade ediyor.
ABD Hisse Senetlerinde Ayrışma Senaryosu
S&P 500 endeksinde yükselişin devam etmesi beklense de şirketler arasında ciddi ayrışmalar yaşanacağı öngörülüyor. Eğer ucuz ve uzun vadeli finansman sürdürülebilirse, yapay zeka altyapısına yatırım yapan büyüme ve teknoloji şirketleri en çok kazananlar olacaktır.
Buna karşın, piyasa bu baskının sürdürülemez olduğunu ve enflasyonun döneceğini fiyatlarsa; enerji, finans ve değer odaklı şirketler öne çıkacaktır. Bu nedenle portföylerde büyüme hisseleri ile nakit üreten değer hisseleri arasında bir denge kurulması öneriliyor.
Sonuç olarak, mevcut durum basit bir faiz meselesi değil, yapay zeka çağının liderliği mücadelesidir. Gelecekte bu denklemin bedelini kimin ödeyeceği ve enflasyonist baskıların hangi seviyeye ulaşacağı takip edilmelidir.